15 arrow 1 bullet 1 4000 1 1 fade https://www.popvizyon.com 300 4000

Minimalist dekorasyon (Az’la Mutlu Olmak)

Zeynep Özyazıcı
18 Haziran 2017

Minimalizm dediğimizde çoğu insanın aklına ‘boş’ kelimesi gelir. Fakat Minimalizm’in tam olarak karşılığı hiçbir zaman bu değildir. Minimalist yaklaşımlarda insanlar neyi olmadığına değil, ne kadar çok şeyi olduğuna odaklanır, ki doğru yaklaşım da budur.

Minimalizm’in ana prensibi aslında sahip olunan alanın, enerji akışına izin verecek, bizi karmaşadan ve eşya yükünden uzak tutabilecek bir anlayış. Özetle ”az çoktur” ilkesi. Bu yalnızca evimizdeki eşyalar için, hayatımızın geneli üzerinde (giydiklerimiz, mutfağımızdaki tabak, çatallar, okuduğumuz kitaplar vs.) etkili bir anlayış. Savunulan şey, sahip olduklarımızın aslında bize fazlasıyla yettiği, geri kalanın ise hayat enerjimizi emdiği. Aynı zamanda da kazandığımızın paranın azalması ve bize zaman konusunda sıkıntı yaşatması da cabası.

Minimalist olmak, sahip olduklarımız üzerinde kontrol sahibi yapar bizi. Alanımızı geri alır, ve evlerimizin fonksiyonunu, potansiyelini geri kazanırız. Evlerimizi hayatımızın özü için açık havadar alanlara dönüştürür, nefes alırız. Ve bu kesinlikle özgürleştiricidir.

Peki nasıl, ve nereden başlayacağız?

Öncelikle temel prensibimiz, kaldırmak depolamak değil, azaltmak olmalı.

Bugün, ve günden güne eşyalarımızı yeniden gözden geçirmeli, işimize yarayanlara hayatımıza devam etmeli, kalabalık yapanlara kapıyı göstermeliyiz. Bu şekilde minimalist bir ev hayalimiz gerçek olabilir, azalarak. Ve sahip olduklarımızın ne kadar çok olduğunun farkına vararak.

Derleyip toplamak diyete benzer. Bir anda girişebilir, kalorileri saydığımız gibi eşyalarımızı sayabilir, ve hızlı sonuç almak için de kendimizi açlıktan öldürebiliriz. Ama çoğunlukla kendimizi mahrum kalmış ve aç hisseder, başladığımız noktaya kısa süre içinde geri döneriz.

Bunun yerine öncelikle hayata karşı tutum ve tavrımızı, dahası bakış açımızı, alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Ancak biz değişirsek bu mümkün olabilir. Bu kısa süreli bir çözüm olmaktan çıkacak, ve hayatımızın genelinde takındığımız tavır olacak.

Minimalist bir düzene kavuşmak için, oda oda ilerlemek, lüzumsuz olan eşyalarımızı günden güne tasfiye etmek, evin dışına (bir hayır kurumuna, ihtiyaç sahiplerine) göndermek gerekiyor.

Giysilerimizi ayırırken ise, üstünde düşünmemiz gereken belli başlı konular var.

Hepimiz biliriz ki, bir şey yalnızca askıda güzel durduğu için üzerimizde de güzel durmayacaktır. Stilimize yada tercihlerimize uymayan parçalar muhtemelen dolapta, üstümüzde durduklarından daha fazla duruyorlardır. İlk işimiz bu çok güzel fakat bir sebeple giyilmeyen kıyafetleri ayırmak olacak.

Giysilerimizin çoğu, fiziken yıpranmadan önce bizim gözümüzde yıpranır. Çok istediğimiz bir elbiseye sahip olmak, onun eski cazibesini yitirmesine, sıradanlaşmasına, ve zaten hep bizim olduğuna inanmamıza sebep olur. Kısa süreli mutluluk vaad eden her şeyden uzak durmalı, ve yalnızca ihtiyacınız olanları satın almalısınız.

Bir kıyafet tutuyor olmanızın ilk nedeni, onu giyiyor olmanızdır. Bu çok basit, fakat aynı zamanda ihlal edilen bir kuraldır. ”Şuan giymiyorum, ama belki ilerde lazım olabilir” ”Zayıflayınca giyebilirim” gibi düşünce yapısı daha çok birikmeye sebep olur.

Size yakıştığını düşündüğünüz giysilerin dolabınızda kalmak için iyi bir nedeni vardır. Ama eğer olmuyorlarsa giymezsiniz, ve giymiyorsanız neden dolabınızda tutasınız ki? Giysi dolabınızı moda değil, bedeniniz üzerinde temellendirin.

En lüks mutfaklarda bile, bizi çeken büyüleyen şey aslında eşyaların gösterişli oluşu değil, sahip olunan alandır. Temiz, ferah ve kalabalıktan arınmış bir mutfaktır aslında hepimizin hayali. Fakat bunun için ultra gösterişli mutfaklara ihtiyacımız yok. Tek yapmamız gereken, derlemek, toplamak, azaltmak ve rahatlamak..

Popvizyon Dekorasyon Editörü/ Öğretmen/ Anne